12 Ocak 2010 Salı

video
video

04 Ocak 2010 Pazartesi

alın verin üçüncü dünya ülkerinin canına göz dikin

yılbaşı tatilinde nereye gitsek sorusu, bakinin pazartesi günü bir ihale nedeniyle ispartada olması gerekliliği yüzünden fazla tartışmaya yer bırakmadı. mecburen ıspartaya yakın yerlerde dolaşacaktık ( tabii pazartesi okulu astık) Önce konyaya gitttik (pek güzeldi) ardından ıspartaya ardında babaannemizle dedemizi görmek için afyona. dün gece on iki buçukta evdeydik.

uzun yolculuklarda atıp tutmak, çekiştirip uzatmak kolay olduğundan ben de konya ısparta arasında ( radar sebebiyle yedi saat süren o korkunç yol) bir sürü şeyi mıncıklaya mıncıklaya konuşuyordum. bir ara şu alın verin ekonomiye can verin reklamına dalıp, kapitalist ekonomiyi eleştirip, üçüncü dünya ülkelerine verdiği zararlara kondum. neyse ardından başka bahisler geldi. baki ispartadaki ihaleye katıldığında ise ben latif ve yusuf ıspartanın ana caddesindeki "gül" merkezli dükkanlarına daldık. gülden yappılan tonikler, şampuanlar, bakım kremleri, lokumlar gül kokulu seccdaler, sabunlar, kolanyalar, parfümler... ona da almak lazım, şuna da alalım, kendimize daha çok alalım derken dükkanların birinde yusuf şöyle dedi: "Anne arabada sen çok almayı eleştirmiyor muydun, ne kadar çok para harcoıyorsun" ayrıntılarını yazamıyacağım zira şu an evimdeki tek çiçek olan meneklşşe latif tarafından devrildi. ve etrafa saçılan topraklar zevkle yenmeye başladı

28 Aralık 2009 Pazartesi

yaşasın noellll ( el el el)

yusuf anaokuluna giderken okula getirilen noel babayı görünce "nasrettin hocaaa" diye bağırmıştı bu yüzden de arkadaşları tarafından cahillikle itham edilmişti. maalesef bu cehalet dönemi bitti. birinci sınıfta yeni yıl mevzuu anaokulundaki kadar büyütülmez hediyeleşme olayıyla geçiştirilir diye düşünmüştüm. yanılmışım. sınıfa veletlerden birinin çam ağacı getirmesi fikriyle başlayan noel kutlaması, o ağacı süsleme, istenilen hediyeleri ağaca yazıp asmaya kadar ilerledi. yusuf bu işten hoşlanmadığımızı bildiği için ayrıntıları söylemiyor. lakin kendisi de olayın heyecanına kapılmış durumda. batıkent gibi bir yerde öğretmene " hocam bu bize uymuyor" demeye cesaret edemediğimiz için sonunda başka bir çözüme başvurduk. çektim oğlumu kenara.
- bak oğlum noel baba aslında müslümanmış biliyor musun ( 2004 yılında çıkan bir makalede onun gezici bir derviş olduğuna dair bilgiler vardı, doğru yalnış, ben itimat ettim) ve durumu olmayan çocuklara hediyeler götürüyormuş. ama hristiyanlar o müslüman değil bize ne bize ne bizim deyip hristiyan olduğunu söylemişler. yani o aslında bir Allah dostuymuş. hani türbelerine gittiğimiz Allah dostları var ya öyle (yalnışımız varsa Allah affetsin)
- Anne onunkine de gidelim
- Gidemeyiz çünkü nerede olduğunu bilmiyoruz.
- Geyikleri gerçekten uçuyor muymuş
(baba araya girer) - Allah dostları her yere geyikli ya da geyiksiz uçabilir.
- vaayyy
- Ayrıca Yusufcuğum noel baba "ho ho ho" demiyormuş "hu hu hu" diyormuş. Hristiyanlar bunu değiştirmiş.
- Anne noel baba şimdi cennettedir o zaman, bana orada hediye verir mi?
- Şimdi sen ona bir fatiha üç ihlas oku, o da cennette bu dualar sayesinde seni tanır, aaa yusuf gel de sana hediyeni vereyim der. ( bu dünya da kimseyi Rabbim nasipsiz bırakmıyor, Allah noel babanın ardından da fatihaları gönderecek ağızı yaratıyor işte)

Sonuç olarak okuduk duamızı, çamın şunun bunun yalnış olduğunu kabul ettirdik. ama bunun için heyecan duymasını ne kadar engelledik bilmem. gerçi bizden duyduklarını arkadaşlarıyla öğretmenine anlatmaya başlamış. valla biz anlatamıyoruz, o anlatsın. bir kere cahil demişlerdi bir kere de deli derler.

27 Aralık 2009 Pazar

ANKET

güya kurban bayramında afyonda yaşadıklarımızı yazacaktım. gece yarısı karayolunda çektiğim ışık oyunlarını yayınlayacaktım. yusufun okul maceralarını yazacaktım, Latif'in çıkan dişlerinden bahsedecektim, taşınırken ( taşındık da) yaşadığımız aburcuburlukları anlatatacaktım, hiç biri olmadı. (bu arada teyzemizle anaannemiz geldi, veletler bir gün yüzü gördü ki sormayın gitsin. onlar olmaysaydı nasıl taşınırdık bilemiyorum. dört günde her şeyi yerleştirip kaçtılar)

yazma yazma nereye kadar. Bari elimdeki son veriyi geçireyim yoksa o da unutulacak. yusuf okuldan verilen okuma ödevlerini yerine getirirken çok sıkıldığı için biz de ona okuması için başka şeyler vermeye başladık. bunlardan biri de benim öğrencilerim için hazırladığım anketti. okuyup cevapladı. - tabii az buçuk yardımcı olduk- anketin hepsini değil ama bir kısmını sizlerle payşalalım bakalım.

Bu sene en çok beğendiğiniz film
- Karayip Korsanları

Sizce otuz yaşında olmak iyi bir şey mi yoksa kötü mü?
- iyi çünkü o yaşta pekbir şey yapmıyorsun ( eleştiriye oldukça açık bir cevap)

Aklınıza gelen ilk atasözünü yazar mısınız?
-(öğretmeninin dersini isteyerek yapmamakla ilgili söylediği) İstemeden yapılan aş hem karın ağrıtır hem baş

Zamanda yolculuk yapabilseydiniz nereye gitmek isterdiniz?

- Dinazorların ya da korsanların zamanına

Moda sizce gerekli bir şey mi? ( tabii bu soruda modayı biraz açıklamak durumunda kaldık)

-Hayır ben istediğimi almayı severim

Kardeş sizce iyi bir şey midir?

- İyi çünkü onunla çok eğleniyorum.

Ankara'da en çok sevdiğiniz yer neresi?

- Lunapark

Şu sıralar tv de en beğendiğiniz reklam filmi hangisi?

Transfor (bilmem bir şeyin) reklamı (kendileri oyuncak oluyor)

Aşağıdaki kelimelerin karşısına bir kelime ile size ne anımsattığını - hissettirdiğini yazınız.

Müzik: koro

Türkçe: eski türkçe

Tatil: Deniz kabuğu

Tarih: Fatih Sultan Muhammed

Demokrasi:?

Okul: Çocuklar

Ayran: pipet

Tiyatro: sihirbaz

SBS:?

Müze: Dinazor iskeletleri

Özgürlük: Özgürlük

Sonbahar: Yaprakların dökülmesi

Aile: Anne baba çocuk.

25 Kasım 2009 Çarşamba

emeklemek

Latif artık emekliyor. hatta farklı denemelere girip bir tarz oluşturmaya çalışıyor. mesela parke üzerinde puz pistindeymiş gibi kaymaya çalışıyor. bir tatlı bir tatlı

22 Kasım 2009 Pazar

birgül

yusuf yine hasta. iki ay içinde üçüncü antibiyotiğe başladık. bu durum evde herkesin sinirlerini gerdi. zira devam edilmesi gereken bir okul ve yapılması gereken ev ödevleri var. bazen ödevler üst üste yığılıp birikebiliyor. (Bu arada okuldan evimize getirilen mikroplar Latif'i de vurdu. ama o daha dirençli şu an. turp içinde bir gün bekletilmiş bal, ıhlamur çayları, çörek otları, fırında pişmiş elmalar onda etkisini gösteriyor. yusufa ise söken tek şey karabiberli süt. onu da ona içermek imkansız. neyse) geçen halsiz halsiz biraz okuma aluıştırması yapalım dedik. ve gülmekten kırıldık cümle şöyle okundu :" Metin, (birgül) et tat" evet birgül. babasıyla biz gülmekten çatlarken yusuf da şaşkın şaşkın bakarak şöyle dedi: "birgül işte, o işaretin adı, niye gülüyorsunuz ya..."